AKP ve siyasi nezaket
TÜRKAN Saylan’la dünya görüşlerimiz farklıydı, bazı beyan ve tavırlarını eleştirmiştim. Ama Lepra Hastanesi için ondan daha uygun isim düşünülebilir miydi?
Cüzzamla savaşta öncü bir isim değil miydi rahmetli Türkan Saylan?..
Ama komisyon’da Ak Partililerin oylarıyla reddedildi bu öneri!
Kötü bir nezaketsizlik örneği.
Fikirlerimiz elbette farklı olacak; hatta kavga da edebiliriz... Ama “cüzzamla savaş” gibi toplumsal hizmet ve sosyal sorumluluk konularında siyasi kavgayı bırakıp “ortak değerler”e sahip çıkarak yapıcı davranış örnekleri ortaya koymak gerekmez mi?
Ak Parti kesiminden “Onlar böyle davranıyor mu?!” diye gelecek itirazları duyar gibiyim.
Ama siz iktidarsınız, “kamu gücü”nü kullanıyorsunuz. Siz bu kadar ‘sekter’ davranamazsınız!
İyi örnekler geliştirmeye, kutuplaşmayı yumuşatmaya, kapıları açmaya en çok sizin özen göstermeniz gerekir.
Kamu gücünü kullanmak
Bu “kamu gücünü kullanma” kavramı çok önemli... Liberal devlet felsefesinin temel ilkelerinden biri “kamu gücünün tarafsız kullanılması”dır.
İktidarlar yasa ve yönetmeliklerle genel ilkeleri koyarlar ama bunların uygulanmasında kişilere, kuruluşlara, firmalara, ideolojilere göre ayrım yapamazlar.
Siyasi olmayan konulara siyaset gözlüğüyle bakamazlar.
Bir hastanenin adı siyasi bir konu mudur?!
Kaçak inşaat, siyasi bir konu mudur?!
Zafer Mutlu’nun, merhum kızı Zeynep Mutlu’nun hatırasını yaşatmak için yaptırdığı okul sırf kaçak diye mi buldozerle yıktırıldı? ‘Okul’ kavramının değeri, öğrencilerin, öğretmelerin duyguları çiğnenerek...
Mutlu, Maliye’den okul için arsa tahsisi almış. Maliye ile belediye arasındaki ihtilafta mahkeme Mutlu lehine karar vermiş. Dahası, okul Milli Eğitim’den ruhsatlı... Sen o kadar açıkça kaçak inşaatı bırak, hukuken en azından ihtilaflı olan arazideki binayı, üstelik okul binasını yık!
Zafer Mutlu gazetesinde muhalefet yapmasaydı, okulunu yıkarlar mıydı?!
Güçlü olmak!
Kamu gücünü kullanma kudretine sahip olmak, insanoğlunda müthiş bir “güç” şehveti yaratır. Eleştiriye tahammülsüzlük ve gücü aşırı kullanma eğilimi insan tabiatında vardır. Lord Acton’un ünlü vecizesi:
“Güç yozlaşır, mutlak güç mutlaka yozlaşır.”
Onun için, demokrasi tarihi, özünde “siyasi gücün sınırlanması” tarihidir.
Türkiye’nin “AKP diktatörlüğüne” sürüklendiği şeklinde bir kesimdeki paranoya elbette temelsizdir ama AKP’nin “iktidar” anlayışının yeterince liberal olmadığı açıktır.
İşte, siyasi olmayan konulara bile siyaset gözüyle bakıyor ve elindeki kamu gücünü kullanıyor; hastane isminden, kaçak inşaata, Metalci gençlere, belediye seçimlerinde CHP’ye oy veren Çankayalılarla konuşma tarzına, vergi denetimine, ihale yasasına, basın özgürlüğüne varıncaya kadar...
Bu siyasi güç algısı, ‘karşı taraf’ta tehdit duygusu ve gerilim yaratıyor; bu yüzden AKP çok haklı olduğu konularda bile tıkanmadı mı? YÖK reformu gibi...
Son “açılım” girişiminin de türbülansa kapılmasından korkuyorum. Sadece Kürtçülerin provokasyonlarından ve muhalefetin tahriklerinden değil... AKP’nin muhalefetle iyi ilişkiler konusunda bir gelenek kuramamış olmasından, hatta bu çok kritik süreçte bile tahammülsüz davranmasından dolayı.
İktidar sahibi AKP tevazuyu, sakin olmayı ve teskin etmeyi, siyasi nezaketi öğrenmelidir. Muhaliflerine de “açılım” yapmayı içine sindirmelidir.
Çünkü sorumludur, eli taşın altındadır.
Taha Akyol
27/08/2009