CIA Tayyarelerinin Maceraları
Sevgili dostlar öğrendiğimize göre tüm dünyada cirit atan CIA uçaklarından biri "arızalanarak" İstanbul'a inmiş ve yakıt ikmali yapıp yoluna devam etmiş. Tabii ki bozulan bir uçağa yardım edelim etmesine ama bu uçakların içinde ne taşıdığına da bir zahmet bakıverelim sonra ülkemizin hava sahalarını dingonun çiftliği sanırlar. Bu CIA uçaklarının vukuatı çoktur aslında.
Mesela 1950'li yıllarda Maonun kızıl ordularının Çin'den dehlediği Çan Kay Şek askerlerinin bir kısmı Burma sınırında kendilerine güzel bir arazi bulmuşlar ve orada hem çubuklarını tüttürüyor hem de sıkılmamak için afyon ekiyorlardı. Bu ekilen afyonlarda kendilerine her gün silah ve cephane takviyesi yapmak için gelen CIA uçaklarına yüklenip oradan Tayvan ve Tayland'a götürülerek uyuşturucu severlerin hizmetine sunulurdu tabi aradan da çok güzel paralar götürülürdü. 1960'lı yıllarda CIA aynı numarayı Vietnam'da çekti. Buradaki dağlarda yaşayan Meo kabilelerinin itinayla yetiştirdiği türlü uyuşturucu madde gene CIA uçakları tarafından piyasaya sokuldu. Şimdi aynı işbirliği Afganistandaki aşiretlerin yetiştirdiği uyuşturucuların gene CIA uçakları tarafından piyasaya sokulmasıyla yapılmakta. Yani demem o ki bu tür bir CIA tayyaresi olur ya gene bozulup ülkemize inmek zorunda kalırsa bir zahmet bizim sevimli uyuşturucu avcısı köpeklerden birkaç tanesini o uçakların çevresinde biraz gezintiye çıkartsalar oldukça ilginç sonuçlarla karşılaşabilirler.
Aslında CIA uçaklarının Türkiye'de cirit atması eskiden beri gelen bir olgudur. Soğuk Savaşta bizim hava üslerinden kalkan CIA casus uçakları yüksek irtifaya çıkarak Sovyetler Birliğine girerler ve gördükleri her şeyin en artistik fotolarını çekerek geri dönerlerdi. Bizimkilerde bu olayda hep üç maymunu oynar ve Sovyetler bize "yapmayın ama ayıp oluyor" gibisinden notalar verdimi biz de "ne uçağı, hangi uçak" gibisinden cevaplar verirdik. Sonunda Sovyetler dayanamadı ve bu uçaklardan birine koca bir Sam bir füzesi göndererek keklik gibi avladı ve hayatta kalan pilotu da ele geçirerek günlerce televizyonlarına çıkartıp maymun gibi tüm dünyaya izletti.
Bazen ülkeler tepelerinden geçen uçaklara bilerek göz yumarlar. Mesela geçenlerde gene bir uçağın ülkemiz hava sahasına girdiğini ve bizim uçaklar müdahale edene kadar Edirne'nin yolunu tuttuğunu yazdılar. Bu son derece mantıksızdır çünkü Türk hava sahasına gerçekten izinsiz bir giriş yapılsa anında yeri belirlenir ve hemen en yakındaki hava savunma birimleri kendisini takibe alırlar ve birkaç dakika içinde de jetlerimiz tepesine biner. Bu olsa olsa sen geç ben görmemiş olayım siyasetidir çünkü bunun benzerini Amerikalılar Bosna'ya olan silah ambargosunu delen Türk ve İran askeri kargo uçaklarına karşı yaparlar ve Avrupa kendilerinden bu uçuşları engellemesini istediği zaman "hangi uçuşlar" cevabını verirlerdi. Evet sanırım konu anlaşılmıştır.
Bir de ufak bir haber daha var değinmek istediğim. Söylenenlere bakılırsa bir grup gazeteci Amerika'da eğitim görmek üzere Amerikan dış işleri bakanlığının davetlisi olarak Amerika'ya gidiyorlarmış. Aman ne güzel bu tür kendi gazetecini kendin yetiştir durumları eskiden daha gizli kapaklı yapılırdı şimdi aleni oldu demek ki. Benim asıl üzüldüğüm bu gazetecilerin kariyerlerini bu şekilde baltalamaları çünkü bundan sonra ağızlarıyla kuş tutsalar hep Amerikanın yetiştirdiği gazeteciler olarak anılacaklar ve her verdikleri haber ve yazdıkları yorumun altında bir Amerikan buzağısı aranacak.
Madem bu işler artık bu kadar aleni olmuştur bundan önceki kurslara katılan ve Türkiye'de sivrilen gazeteci taifesinin de adlarını verseler ne güzel olurdu. İsterseniz ben bir kaçının adını vereyim diyeceğim ama şimdi keyiflerini kaçırmanın alemi yok çünkü bazıları şu aralar çok milliyetçi ve muhafazakar takılan tipler hem belki bana kalmadan kendileri açıklayıp prim yaparlar malum Amerikancılık şu aralar bu ülkede en büyük açık çek yerine geçmekte
SERDAR KURU