Imwar.Com
Kullanıcı Adı: Beni Hatırla?
Şifre:  

Konu Bilgileri
Konu BasligiKonu: 2009 Darbe Senaryosu ve Basit Sebebi (Konjonktürel)
Cevap SayisiCevap Sayisi: 4 cevap var
Okunma SayısıOkunma Sayısı 555 defa
Bu Konuyu Görüntüleyenler0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
  Yazdır  
Gönderen Konu: 2009 Darbe Senaryosu ve Basit Sebebi (Konjonktürel)  (Okunma Sayısı 555 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
14 Ağustos 2009, 02:02:53
Arslan Bey

Yönetici

Üniversite

*****


Üye No : 1

Nerden : Kâinat

Konu  : 215

Mesaj : 430

Puantaj +30/-0
Üyelik Bilgileri E-Posta
Online
« : 14 Ağustos 2009, 02:02:53 »

Arslan Bey: Diyor Ki...
2009 Darbe Senaryosu ve Basit Sebebi (Konjonktürel)


Ergenekon soruturması kapsamında, dile getirilen iddalardan biri de, örgütün, Kürt kökenli millet vekili ve iş adamlarına, dtp’li millet vekili ve belediye başkanlarına, üst düzey bürokatlara ve bunların yanı sıra Orhan Pamuk ve Fehmi Koru gibi isimlere suikastler düzenleyeceği idi. Hatta Orhan Pamuk’u öldürmek için faaliyete geçilmiş ancak bu süreç kesintiye uğramıştı...

Peki ya bunlardan sonra?

Bu provakatif eylelemler neticesinde, çok maharetli olduğumuz bir diğer husus, bir diğer mekanizma harekete geçirilecek. Nedir bu mekanizma? Kendimize düşman yaratma mekanizması. Bu şekilde iç çatışmalar çıkartılacak, tırmandırılacak, piyasalar alt üst edilecek ve bu kaotik ortamda Türk Silahlı Kuvvetleri darbe yapmak zorunda kalacak!

Hatta daha önce başarısız olan malum darbe teşebbüslerinin ardından takvim bile belirlenmiş... 2009...

Vahim bir bilanço! Tam bir sahte vatanseverlik duruşu için uygun bir hareket tarzı ve bu nedenden ötürüde ciddiye alınmalı bence.

Peki neden 2009?

Soruşturmayı yürüten İstanbul savcılığının “terör örgütü” olarak tanımlayıp, üyelerini cezaevine tahaahhütlü postayla gönderdiği ergenekon yapılanmasının darbe planları yaptığı ile ilgili bir girizgah yaptık. Aslında bu plan darbe yapmak değilde, muhtemel bir darbenin alt yapsını oluşturmak projesinden ibarettir. Bildiğimiz gibi darbe fikri bir takım çevrelerde yeni gelişen bir fikir değildir. Ancak yeni olan işte bunun uygulanma şeklidir. Ve bu şekil çerçevesinde belirlenen takvimdir...

Soru şu: Neden 2009?

Naciz ve basit cevaplarımızı sunalım.

Bu soruyu cevaplamak için filmi biraz geriye saralım ve hafızalarımızı tazeleyelim. Bu güne gelinen konjonkture bir bakalım ki, fotoğrafın genelini görebilmemiz için pazılın parçaları yerlerine oturabilsin.

Hilmi Özkök komutasındaki, komuta kademesindeki köklü değişiklik Akp’nin iktidara geldiği 3 kasım 2002 tarihinden önceki Ağustos şurasında yapıldı. Şuranın yapıldığı günlerde erken seçim kararı alınmış ve ufukta muhtemel bir Akp iktidarı görünmüştü. Bu tarihte yani 2002’de Hüseyin Kıvrıkoğlu genelkurmay başkanlığı koltuğundaydı. Kıvrıkoğlu ordu içinde milliyetçi olarak bilinen bunun duşunda agresif bir takım çevrelerde de sempati toplayan bir isimdi.

O dönemin TBMM başkanı Ömer İzgi, emekliliğe hazırlanan Kıvrıkoğlunun görev süresinin uzatılması için, devreye girdi. Kıvrıkoğlunun görev süresi uzatılırsa, Kara Kuvvetleri komutanı orgenral Hilmi Özkök emekliye ayrılacak ve komuta kademesi farklı bir şekilde yapılandırılacaktı.

Başka ve daha açık bir deyişle muhtemel Akp’li günlere, yön verdikleri komuta kademesiyle girilecek ve ihtiyaç halinde, olurya belki demokrasiye balans ayarı yapılacaktı!

İzgiye en büyük desteği Dsp’li başbakan yardımcısı Hüsamettin Özkan verdi. O da Ecevit’i ikna etti. Ancak itiraz edenler vardı. Mesut Yılmaz ve Devlet Bahçeli

İzgi ve Özkan’ın pişirdiği bu proje yatınca, Özkök 2002 Ağustos ayında Genelkurmay başkanlğı koltuğuna oturdu. Ancak hem o, hem de kamuoyu beklenmeyen bir sürprizle karşılaştı. Kıvrıkoğlu giderayak Özkök’ün elini kolunu bağladı. Ve teamülede aykırı olarak, görev  süresi dolmak üzereyken, komuta kademesine kendi ekibinden yeni atamalar yaptı. Ayrıca bu şekilde tarihte ilk kezde, bir Jandarma Genel Komutanı, Kara Kuvetleri Komutanı olarak atanmış oldu! Bu Aytaç Yalmandı bu arada. Daha kıdemli olduğu için bu göreve gelmesi beklenen Edip Başerse emekliye ayrıldı. Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı Şener Eruygurda, Yalmandan boşalan koltuğa oturunca, giderayak operasyon tamamamlanmış oldu.

2002 Ağustosundan sonra, 2003 Ağustos şurası ile Özden Örnek’in, Deniz Kuvvetleri Komutanı, İbrahim Fırtına’nında Hava Kuvvetleri Komutanı olarak atanmasıyla, komuta kademesindeki denge bire karşı dört oldu. Özkök tek başınaydı.

“Sarıkız” ve “Ay ışığı” adı verilen darbe planları işte bu dönemde pişirildi. Bu gün daha iyi anlıyoruz ki Özkök bu paşalara karşı tek başına direnmiş. Nefesinin tükenmek üzere olduğu o günlerde de imdadına 2004 Ağustos şurası yetişmiş. Bu şurada Kıvrıkoğlu ekibinden görev süreleri dolan, Aytaç Yalman ve Şener Eruygur emekliye sevk edildi. Ve İbrahim Fırtına ile Özden Örneğinde, sakinleştiği ve 2005 de emekliye ayrıldığı son dönemin sonunda ise, komuta kademesi artık bambaşka bir hal almıştı. Bu dönemlerde ciddi ciddi darbe planlarının yapıldığı biliniyor. Malum bu adı geçen paşalar, dabe günlükleri felan bayağı bir medyatik oldular.. Neyse sonunda buralardan geçerek Türkiye 2005 yılına ulaştı.

O yıllar aktif darbe projelerinin derin dondurucuya kaldırıldğı yılllar olurken, kimileri yer altına inerek faaliyetlerine devam ettiler. Susurluk ile sesizliğe gömülenlerle kutsal itttifak kurdular. İşte ergenekon bu yapılanmanın ürünüdür.

Yeni plan şuydu; Eylemlerle iç çatışma körüklenir ve ülkede kaotik ortam oluşturulabilirse, darbe fikrine karşı olan halihazırdaki generaller harekete geçebilirdi!

Ükeyi kana bulayan Danıştay saldırısından sonra, tetikçi fail Alparslan Aslan’ın pek konuşmaya yanaşmayıp, zaten yakında darbe olacak diye bağırması arka plandaki bu düşünceden ve aslında, halkı güdülecek sürü olarak gören  zihniyetin birtakım despotik amaçlarına bir türlü ulaşamamasından kaynaklanıyordu.

Özkökten nefret eden darbe heveslileri, bütün umutlarını 2006 yılı Ağustos ayında Genelkurmay Başkanı olacak olan Yaşar Büyükanıt’a bağlamıştı. Büyükanıtın o tarihteki bazı sert çıkışları yüreklerine su serpiyordu. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Kimi zaman eleştirilen açıklamalarına ve 27 Nisan bildirisine rağmen, Büyükanıt bu oyunun bir parçası olmadı.

22 temmuz 2007 seçimlerinden sonra Çankayaya Abdullah Gül’ün çıkmasıyla birlikte, darbe planlarıının revize edildiğini anlıyoruz. Çünkü bu zavalılar Büyükanıttan da umutlarını kestiler ve şuanda ona Özkök muamelesi yapıyorlar. Son dönemde belli bir takım medyada ve bazı kuruluşlarda artan Büyükanıt karşıtlığına bu açıdan bakmakta da fayda var.

Büyükanıt paşa bu yıl Ağustos şurasında emekli oldu. Bir sürprizle karşılaşmadık ve yerine Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğ getirildi. Başbuğ 2010 Ağustos ayına kadar normal şartlar altında bu görevde kalacak. Yeni hesaplar BAŞBUĞ üzerine. Bu hesaplar çok çeşitlidir ve son söylenen çok ince irdelenmelidir.

Neyse en nihayet geldik, 2009 meselesine. Onlara göre geçtiğimiz 2008 yılı şurasından sonraki ilk 6 ay, hazırlık evresi ve 2009 yılınn ilk çeyreğinden sonraki en uygun takvimde eylem zamanıdır. Sebep açık, ön görülebilir ve basit...

Anlaşılan kolay kolay akıllanmıyorlar. Allah akıl fikir versin başka ne diyelim...

NOT: Şunu unutmayalım ki, çok kısa bir şekilde çizdiğimiz şu tabloda dahi görlüyor ki, 2002’den bu yana bir çok provakatf eylem bu ve benzeri çevrelerce birtakım karanlık hesaplar çerçevesinde ya hazırlanmış ya da icra edilmiş. Dolayısıyla kasıtlı bir takım kesimlerin yaptığı yanlış işler içinde, uyanık olmalı ve birbirimizi düşman ilan etmemeliyiz. Çünkü bu eylemler neticesinde karşı karşıya gelen tarafların hiçbrisinin suçu yok. Suçlu bellidir. İç çatışma ve bölünmeye götürülmek istenen ülkem halkı, kuklayı görüyorsunuz ama kuklacıyı ihmal etmeyin. Yoksa hepimiz kaybederiz.
Logged
Arslan Bey'un İmzası...
Yay Gibi Eğri Olup Tutulmaktansa, Ok Gibi Doğru olur Atılırım Ben

Görüp ahkam-ı asrı münharif sıdk u selametten
Çekildik izzet ü ikbal ile bab-ı hükûmetten
.,.,.,.,.,.,
Muini, zalimin dünyada erbab-ı denaettir
Köpektir zevk alan sayyad-ı bi-insafa hizmetten
.,.,.,.,.,.,
28 Ocak 2010, 18:51:56
sas7979

İlkokul

*


Üye No : 21

Yaş : 25

Cinsiyet : Bay

Nerden : KİLİS

Konu  : 1

Mesaj : 3

Puantaj +0/-0
0 Üyelik Bilgileri E-Posta
Offline
« Yanıtla #1 : 28 Ocak 2010, 18:51:56 »

sas7979: Diyor Ki...
Arslan bey konuyu gerçekten çok iyi özetlemişsiniz.Yanlız kafam çok karışık ülkeyi idare edenlerin hala ülkenin yararına mı zararına mı çalıştığını anlayamadım bi bakıyorsunuz Davos'ta Fatih kesilliyorlar,İsraile rest çekiyorlar diğer yandan çuval operasyonları ülkenin stratejik yerlerini yabancılara satmalar.Dışişlerinde hiç bu kadar saygınlık kazanmamıştık.İşte bu noktada bu darbe iddaları,andıçlar vb bir sürü durum çıkıyor acaba bizde İtalya gibi işin üstüne mi gidiyoruz yoksa bu iddalar iktidar sahiplerinin bize oyalanmamız için yaptığı bir orta oyunu mu?
Logged
sas7979'un İmzası...
sas7979 İmza Seçmediniz...
28 Ocak 2010, 22:26:30
Arslan Bey

Yönetici

Üniversite

*****


Üye No : 1

Nerden : Kâinat

Konu  : 215

Mesaj : 430

Puantaj +30/-0
Üyelik Bilgileri E-Posta
Online
« Yanıtla #2 : 28 Ocak 2010, 22:26:30 »

Arslan Bey: Diyor Ki...
Arslan bey konuyu gerçekten çok iyi özetlemişsiniz.Yanlız kafam çok karışık ülkeyi idare edenlerin hala ülkenin yararına mı zararına mı çalıştığını anlayamadım bi bakıyorsunuz Davos'ta Fatih kesilliyorlar,İsraile rest çekiyorlar diğer yandan çuval operasyonları ülkenin stratejik yerlerini yabancılara satmalar.Dışişlerinde hiç bu kadar saygınlık kazanmamıştık.İşte bu noktada bu darbe iddaları,andıçlar vb bir sürü durum çıkıyor acaba bizde İtalya gibi işin üstüne mi gidiyoruz yoksa bu iddalar iktidar sahiplerinin bize oyalanmamız için yaptığı bir orta oyunu mu?

Yazım hakkındaki kibar yorumun için teşekkür ederim değerli dostum. Söylediğin husus hakkın da şunları ekleyebilirim;

Bundan yaklaşık 8 ay kadar önce, bir istişare esnasında, arkadaşlardan birisi, kişisel olarak başbakan ve ekibi hakkında ne merak ettiğimi sordu. Yani günlük politika ve yaşanan olaylar dışında, onların şahsıyla alakalı fikrimi. Bu bence çok kilit ve nazarı itibar edilmesi gereken bir nokta. Çünkü insanlar birçok şey yapabilir ve birçok konuma gelebilir ancak o kişinin bir insan olduğunu ve dolayısıyla kafasında fikirleri, projeleri olduğunu unutmamak lazım. Biz genelde bu noktayı hiç düşünmüyoruz. Bu tip insanların hep robotik bir mantıkla yani, başlangıcı, sonucu belli olan, ve hep gizli bir amaca karanlık bir şekilde hizmet eden şekilde hareket ettiklerini düşünüyoruz. Bu yorumumun doğruluğunu şuradan anlıyorum. Etrafımıza bir bakalım. Can Yücel’in güzel bir sözü var, bizim ülkede her üç kişiden beşi, şairdir, diye; aynen o şekilde, ülkemizde herkes devlet adamı, herkes dışişleri uzmanı, herkes istihbaratçı, herkes işin en özünü bilen, gizli amacı görebilen adeta hayali bir “Polat Alemdar” karakteri. Hiçbir tahsil olmadan, hiçbir araştırma ve etüd yapmadan, 3 dakikada devleti yıkıp, 5 dakikada tekrar kurup, takip eden 2,5 dakika içinde ülkeyi dünya lideri yapıp arta kalan 5 dakikada da dünya sorunlarını çözüyorlar. Yani toplam 21,5 dakikada, her şey bitmiş oluyor. Şimdi bu tabloya bakınca, ki yanlışlığı ortadadır, anlıyoruz ki, halkımızda bir komploculuk hastalığı var. Komplo teorisi yazmak ve okumak başkadır, komploculuk başkadır. Bizdeki komploculuk. Hal böyle olunca en başta dediğim gibi, biz insanlara ve olaylara bakarken hep bir karışıklık içerisinde kalıyoruz. O mu , bu mu, şu mu, öteki mi… uzayıp gidiyor. Buradan bana başbakan ve ekibi hakkındaki şahsi fikrimi soran arkadaşıma verdiğim cevaba geçiyoruz. Şöyle demiştim: “Ben bu ülkenin başına geçebilmiş yahut bu kadar kilit noktalarda göreve gelebilmiş hiç kimsenin, buraya dikkat, hiç kimsenin bu yola, ben bu ülkeyi satacağım, ben kendi milletimi esir edeceğim, ben vatanımı satacağım, ben hain olacağım diye çıktığına inanmıyorum. Vardıkları noktada da bunları düşünmüyor ve söylemiyorlar. Ancak şurası da açık ki yapılan işlerin birçoğunun da, çok vatanperverlikle alakası yok gibi görünüyor. Mesele şurada, işte bu yola çıkan dimdik insanlar zaman içerisinde, eğile eğile bu hale geliyorlar. Sonuca koşullu pragmatik yaklaşım öğretiliyor bunlara. Yani deniyor ki, önemli olan sonuçtur. Sonuçta ülkeye hizmet edilecek. Öyleyse bu sonuca varış şekli mühim değildir. Bu fikriyatla, bu ülkede çok yüksek makamlara gelen insanlar işte bu günkü hallerini alıyorlar. Yoksa Tayyip Erdoğan’ın bizden çok farklı fikirleri olduğunu düşünmüyorum, yirmili yaşlarda iken. Ve bu insanlar en sonunda öyle bir noktada oluyorlar ki, insanlıktan çıkıyorlar. Başbakanın ilk seçildiği zamanki haliyle, şimdiki haline bir bakın. Fotoğrafları karşılaştırın. Aradaki farkı göreceksiniz. Demek ki Başbakan da bizim içimizden bir insan. Her ne kadar zaman içerisinde dönüşmüş, deforme olmuş, eğilmiş olsa da. İşte benim şahsi kanaatim budur.” Verdiğim cevabı iyi okumanı tavsiye ediyorum. Bu yapılan siyasi yanlışları mübahlaştırmak ya da bir şekilde onlara bir kurtuluş kapısı sunmak değildir. Siyaseten ve tarihsel olarak yaptıkları her yanlıştan, noktası virgülüne kadar sorumlu olacaklardır. Ancak bu anlattığım şekil, bizim olaylara bakış açımızı daha düzgün bir temele oturtup, yorumlarımızda daha isabetli olabilmemizi sağlar. Sebep-sonuç bağlantısını daha kuvvetli şekilde kurup, kafamızda temellendirebiliriz. Ben kafanızda oturmayanları anlayabildiğimi ve cevaplayabildiğimi düşünüyorum. Şimdi şu çizdiğim tablodan bakarak birde ben sizin yorumladığınız olayları yorumlayayım.

Yahu dünyanın gözü önünde, Avrupa’nın orta yerinde İsrail başbakanını çocuk gibi azarlayıp, Filistinli kardeşlerimizi sonuna kadar savunan hatta resmen “olmak ya da olmamak”, seçim sizin tarzı rest çeken de bizim başbakan; daha dün askerlerimizin kafasına çuval geçirildiğinde ses çıkarmayan da bizim başbakan. Bu çelişki değil mi? Hayır değil. Başbakan içinde bulunduğu durumdan rahatsız. Kasımpaşadan iktidarlığa giden yolda, mühim olan güzel sonuçtur, ülkenin menfaatidir deyip, herkesle işbirliği yaptı. İsraille, Amerikayla, İngiltereyle… Onlardan menfaatle sağladı. Değil mi ya; daha 90 günlük parti, hem de kimse adını sanını bilmezken, kimse kazanacağına zerre ihtimal vermezken nerden buldu trilyonlarca lirayı birden? Türkiyeden kim bu gemiye para yatırırdı ki? Batık gemiye mal yüklemek olurdu. İşte burada George Soros’tan alınan çuvalların, yarın karşılarına, askerlerin kafasına çuval geçtiğinde sus emri olarak ya da limanları, Telekom’u sat, “MİLLİ EĞİTİMİ” “ETNİK EĞİTMLEŞTİR” talimatları olarak geleceğini hesap edememişler demek ki. Çünkü sonuca isterik yaşıyorlar. Amaca giden her yol mübâhtır, zira sonuç mübarektir felsefesiyle hareket ediyorlar. Bence olayın bu şekilde analizi gayet mantıklı.

Peki buları anladık ya Davos??? Daha önce de dedim, Başbakan bir insan. Ve bu ülkenin bir insanı. Bu ülkenin devletinin başı. Her ne kadar bu güne kadar eğilmekten kaynaklı, kalıcı bel eğikliği hastalığından muzdarip olsalar ve her önüne gelene karşı adeta böyle bir durumda bulunsalar dahi, bir yerden sonra onlar da isyan ediyor. İşte Davos budur. İnsani bir tepki, ani ve plansız bir patlamadır. Ve hemen sonrasında dilenen özürlerdir. Bizim televizyonlarımız hep o “one minute” denen 3 dakikalık kısmı gösterdi. Ancak hemen onun akabinde, başbakanın yaptığı basın toplantısında, “Benim tepkim İsraile ve sayın başbakanına değildi, moderatöreydi” dediğini göstermediler. Ben bazen arkadaşlara tepki gösteriyorum. Yani diyorum, şu söylediklerimizi, gördüklerimizi, siz sanıyor musunuz ki, Başbakan veya bu kadro görmüyor, bilmiyor, anlayamıyor. Görüyorlar ancak bizim memlekette bir laf vardır, “Elin malıyla gerdeğe giren, güvey değil gelin olur” diye, aynen o hesap, Soros’un parasıyla, Amerika’nın desteğiyle iktidar olan, maalesef iktidarsızlık problemi yaşıyor. Elinden de bir şey gelmeyince arada bu tip patlamalar doğaldır. Tekrar söylüyorum, fotoğrafları bakın. Recep Tayyip Erdoğan’ın ve Abdullah Gül’ün ne hale geldiğini anlayacaksınız.

Benim fikrime göre, Türkiye her dönemde dış politikada avantajlı olmuş ancak bunu kullanmak noktasında sıkıntı çekmiş bir ülkedir. İçinde bulunduğumuz dönemin 10 yıl öncesinden pek bir farkı yok bence. Hep avantajlıydık, şimdide öyleyiz. Ama prestij konusunda maalesef size katılamayacağım. Bahsettiğiniz prestij eğer, Arap dünyasından yükselen prestij ise, bu konuda iki kez düşünmekte fayda var diye düşünüyorum.

Umarım kafi ölçüde cevaplayabildim, saygılarımla.



Not: bu yaptığım yorum, ülke genelinde seçimle işbaşına gelen yüksek makamlar ya da seçilmişler tarafından seçilerek yüksek makamlara gelenler için doğrudur. örneğin, Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı ya da Meclis başkanlığı gibi makamları sivil olarak, MİT Müsteşarlığı, Genel Kurmay birinci ve ikinci Başkanlığı makamlarını askeri ve yarı askeri olarak bunlara örnek verebilirim. Çünkü mesajında, ülkeyi idare edenlerden bahsetmişsin. Bende bu açıdan onları ele aldım. Ancak aşikar ki, daha düşük sivil, bürokratik, askeri  ya da yarı  askeri makamlarda bulunan yahut hiçbir makamda olmaksızın, bir takım karanlık hesaplar yapanlar ve kaotik ortam hazırlamak isteyenler vardır ve olacaktır. Zaten ilk yazımda da bu zevatın bir hesabından bahsetmiştim. Dışarıdan bakınca, sözlerimde bir çelişki gibi görünebileceği endişesiyle bu notu eklemeyi uygun buldum.
« Son Düzenleme: 28 Ocak 2010, 22:49:24 Gönderen: Arslan Bey » Logged
Arslan Bey'un İmzası...
Yay Gibi Eğri Olup Tutulmaktansa, Ok Gibi Doğru olur Atılırım Ben

Görüp ahkam-ı asrı münharif sıdk u selametten
Çekildik izzet ü ikbal ile bab-ı hükûmetten
.,.,.,.,.,.,
Muini, zalimin dünyada erbab-ı denaettir
Köpektir zevk alan sayyad-ı bi-insafa hizmetten
.,.,.,.,.,.,
Arslan Bey'un İmzası...
Arslan Bey İmza Seçmediniz...
26 Şubat 2010, 21:37:47
bcdeniz

İlkokul

*


Üye No : 55

Yaş : 48

Cinsiyet : Bay

Nerden : Ankara

Konu  : 0

Mesaj : 1

Puantaj +0/-0
0 Üyelik Bilgileri E-Posta
Offline
« Yanıtla #3 : 26 Şubat 2010, 21:37:47 »

bcdeniz: Diyor Ki...
Keşke arkadaşımızın sorduğ soruya daha anlaşılır yanıtlar verse idiniz. Bir kişi hakındaki yorumlarınızı hayatın her alanındaki davranış, fikir ve düşüncelerini gözlemleyerek ve özelliklede objektif bakarak değerlendirmenizi öneririm. Eğer geçmişteki düşüncelerini, yaşam biçimini olaylar karşısındaki tutumlarını salt bir gözlem ile irdeleyebilirseniz vereceğiniz yanıtta bu salt gözleminiz kadar net olurdu. Çünkü fotoğraf yorumdan çok bir gerçekliği ifade eder. Ülkemizin bir fotoğrafını çekin ve açık yürekle söyleyin.

Birde önemle rica ederim çektiğiniz fotoğrafa rötuş yapmadan gördüklerinizi anlatın. Zira bu fotpğrafa herkes bakıyor ama kimse görmüyor. Vatanseverlik görmeyenlere doğru gördüklerini anlatmatır. Bakın ben size gördüklerimi söyleyim. Bu gidiş ülkemiz için çok vahim sonuçlar doğurmak üzeredir. Ne yazıkki bugün yönetim erki yetkiyi halktan aldım sözlerinin arkasında, emperyalist güçlere devr edilmişdir. Tam bir iç savaş yaşanmaktadır. Bu benim tesbitim değil. Bir iki gün önce çok itibarlı bir Amerikan yayın organında baş makale olarak yayınlanmış ve "KANSIZ İÇ SAVAŞ" olarak yorumlanmıştır. Demokrasiyi hedefe ulaşma için bir araç görenler şimdi hergün demokrasi masalları anlatıyorlar. Sonra arkasından medya patronlarının köşe yazarlarını kontrol altında, daha doğrusu baskı altına alarak talimatla yazmaları konusunda talimatlandırıyor, hatta bunları gerekirse işten atmalarını emrediyor. İşte demokrasi araç olarak görüldüğünde anlayışta bu. Tam bir maskeli balodayız. Umarım herkesin maskesi yakında düşecek. İnşallah çok geç olmaz.
Logged
bcdeniz'un İmzası...
bcdeniz İmza Seçmediniz...
09 Mayıs 2010, 00:27:29
Arslan Bey

Yönetici

Üniversite

*****


Üye No : 1

Nerden : Kâinat

Konu  : 215

Mesaj : 430

Puantaj +30/-0
Üyelik Bilgileri E-Posta
Online
« Yanıtla #4 : 09 Mayıs 2010, 00:27:29 »

Arslan Bey: Diyor Ki...
Eleştirileriniz için teşekkür ederim.

Öncelikle şunu ifade etmeliyim ki, “keşke daha anlaşılır yanıtlar verseydiniz” ifadenizden ne anlayacağımı bilemedim. Zira buradan maksat, anlatılan fikrin, yanlış cümle tercihleri veya kelime seçimleri sebepleriyle anlaşılamıyor olması mıdır yahut cevap vermekten kaçınmak maksadıyla iki arada bir derede, politik bir cevap verdiğim varsayılarak bir eleştiri midir karar veremedim. O sebeple siz bu konuya biraz daha açıklık getirene kadar bu meseleyi sükutla geçeceğim. yalnız, eğer ikinci ihtimal ile bir eleştiri yapmış iseniz, eleştirdiğiniz yazım içerisinde sonuca endeksli, pragmatik tavır, tutum ve yaşam tarzlarını şiddetle eleştirdiğimi dikkatinize sunarak, böyle bir eleştirinin biçimsiz olacağını hatırlatmak isterim.

Şüphesiz her insan bir şey anlatırken, anlattıkları içerisinde anlaşılamayabilecek olan veya yanlış anlaşılma potansiyeli taşıyan hususları da hesap eder ve bu konulara da değinerek, yanlış anlaşılma riskini minimize eder. Sizin dile getirdiğiniz eleştirinin yapılabileceğini düşünmüş ve yazımda bu konulara değinmiştim.

Bir kişinin geçmişine ve bu gününe bakarak ve pratik olarak yaptıklarını değerlendirerek bir sonuca varılabilir. Ve bu objektif, nesnel bir yorum olacaktır. Kaldı ki yapılması gerekende budur. Ancak pek çok zaman kişinin yaptıkları ile karakteri ve aklındaki fikirler arasında bir paralellik olmayabilir. İşte bu konuda yapılacak yorumlar ise, kaynak ve kapsamdan yoksun, subjektif özellikler taşıyacaktır. Sizin karıştırdığınız nokta ise, benim objektif yorumlanması gereken olayları subjektif gözle yorumladığım yönünde bir izlenim edinmiş olmanızdır. Oysa ki, dikkat ederseniz eleştiri getirdiğiniz yazım içerisinde ben bu iki hususu açıkça birbirinden ayırmış ve objektif yönü ayrı ve konumuzun şu an dışında olmak üzere belli bir siyasi liderin karakteri, fikirleri hakkında sübjektif bir yorumda bulunduğumu açıkça beyan etmiş bulunmaktayım. Bunun dışında, cevaben yazdığım ve sizin eleştirdiğiniz yazımın konusunu, sas7979 adlı üyemizin sorduğu, “subjektif analizin” oluşturduğunu gözden ırak tutmayınız.

Bunları cevapladıktan sonra ben yazımı bir daha gözden geçirmenizi tavsiye etmekle yetinmek durumundayım. Zira beni eleştirdiğiniz hususların her birisi yazı içerisinde mevcut. İşin ironik tarafı, beni eleştirdiğiniz hususlar ile benim ifade ettiğim hususlar paralellik arz etmektedir. Eğer bu yazıdan benim siyasi iktidar savunuculuğu yaptığım veya yapılanlardan müspet sonuçlar çıkardığım şeklinde bir çıkarımda bulunmuş iseniz, tespitlerinizde hata etmişsiniz demektir. Şunu da ekleyeyim ki, ben herhangi bir siyasi iktidar savunuculuğu yapmıyorum, ama aynı şekilde herhangi bir siyasi iktidar yericiliği de yapmıyorum. Gördüğüm ve doğru olduğuna inandığım ne ise onu söylüyorum. Bu noktada önemli olan isimler değil, yapılanlardır. Dolayısıyla, soğuk savaş döneminin artığı olan siyasi kamplaşmaların son derece zararlı neticeler verdiğini, veriyor olduğunu ve vereceğini düşünen bir kimse olarak, amacı Türkiye olan ve yaptığı işte samimi davranan herkesin masamızda yeri olduğunu söylüyorum.

Sonuç olarak sizin için özetlersem:
1-   ben bu ülkede başbakanlık, genelkurmay başkanlığı vs. görevleri icra eden ve etmiş hiç kimsenin vatana ihanet fikri içerisinde olabileceğine ihtimal vermiyorum. Yaptıklarının yanlış olması başka şeydir, vatana ihanet başka şeydir arkadaşlar. Vatana ihanet bir duyuştur. Yani bir kimse bir işi yaparken ondan maksadı, ülkesinin zarar etmesi, “bak bunu da yaptım artık bu ülke töbe toparlanamaz, bu ülkeyi en sonunda yıkacağım” vs. şeklinde bir tutum içerisinde olmasıdır. Karıştırılan nokta burası. Vatana ihanet hafif bir suçlama değildir. Öyle her önüne gelen vatan haini ilan edilemez.
2-   Bu ülkede halihazırda görev icra eden siyasi iktidar maalesef son derece yanlış tercihlerin içerisindedir. Arkasını önünü hesap etmeden, pek çok iş yapmakta ve bir dönem daha iktidarda kalabilmek için, son derece zararlı sonuçlar doğurabilecek işler içerisine girmektedir.
3-   İnsanların yapmayı arzu ettikleri şey veya onların niyetlerinin iyiliği, özellikle siyasi meseleler söz konusu olduğu zaman bir önem arz etmemektedir. Kaldı ki, herkes yaptığı işten son zerresine kadar sorumlu olmalıdır ve olacaktır. Bunu mahkemeler yapmasa veya yapamasa da tarih şüphesiz bir gün yapacaktır. Dolayısıyla, bir siyasi lider, bir işi son derece iyi niyetle dahi yapmış olsa, netice olumsuz ise, niyetinin güzelliği bir kurtuluş vesilesi değildir. Olmamalıdır.
4-   Yazınızın ikinci bölümüne katılmakla birlikte, anlayamadığım hususun, eleştirdiğiniz hususların, zaten yazım içerisinde aynı doğrultuda mevcut olduğun belirterek yazımı ve özellikle yazı içerisinden aşağıya aldığım bölümleri biraz daha dikkatli okumanızı tavsiye ediyorum.

“Bundan yaklaşık 8 ay kadar önce, bir istişare esnasında, arkadaşlardan birisi, kişisel olarak başbakan ve ekibi hakkında ne merak ettiğimi sordu. Yani günlük politika ve yaşanan olaylar dışında, onların şahsıyla alakalı fikrimi.”

“Etrafımıza bir bakalım. Can Yücel’in güzel bir sözü var, bizim ülkede her üç kişiden beşi, şairdir, diye; aynen o şekilde, ülkemizde herkes devlet adamı, herkes dışişleri uzmanı, herkes istihbaratçı, herkes işin en özünü bilen, gizli amacı görebilen adeta hayali bir “Polat Alemdar” karakteri. Hiçbir tahsil olmadan, hiçbir araştırma ve etüd yapmadan, 3 dakikada devleti yıkıp, 5 dakikada tekrar kurup, takip eden 2,5 dakika içinde ülkeyi dünya lideri yapıp arta kalan 5 dakikada da dünya sorunlarını çözüyorlar. Yani toplam 21,5 dakikada, her şey bitmiş oluyor. Şimdi bu tabloya bakınca, ki yanlışlığı ortadadır, anlıyoruz ki, halkımızda bir komploculuk hastalığı var. Komplo teorisi yazmak ve okumak başkadır, komploculuk başkadır. Bizdeki komploculuk. Hal böyle olunca en başta dediğim gibi, biz insanlara ve olaylara bakarken hep bir karışıklık içerisinde kalıyoruz. O mu , bu mu, şu mu, öteki mi… uzayıp gidiyor.”
“Ben bu ülkenin başına geçebilmiş yahut bu kadar kilit noktalarda göreve gelebilmiş hiç kimsenin, buraya dikkat, hiç kimsenin bu yola, ben bu ülkeyi satacağım, ben kendi milletimi esir edeceğim, ben vatanımı satacağım, ben hain olacağım diye çıktığına inanmıyorum. Vardıkları noktada da bunları düşünmüyor ve söylemiyorlar. Ancak şurası da açık ki yapılan işlerin birçoğunun da, çok vatanperverlikle alakası yok gibi görünüyor”

“Kasımpaşadan iktidarlığa giden yolda, mühim olan güzel sonuçtur, ülkenin menfaatidir deyip, herkesle işbirliği yaptı. İsraille, Amerikayla, İngiltereyle… Onlardan menfaatle sağladı. Değil mi ya; daha 90 günlük parti, hem de kimse adını sanını bilmezken, kimse kazanacağına zerre ihtimal vermezken nerden buldu trilyonlarca lirayı birden? Türkiyeden kim bu gemiye para yatırırdı ki? Batık gemiye mal yüklemek olurdu. İşte burada George Soros’tan alınan çuvalların, yarın karşılarına, askerlerin kafasına çuval geçtiğinde sus emri olarak ya da limanları, Telekom’u sat, “MİLLİ EĞİTİMİ” “ETNİK EĞİTMLEŞTİR” talimatları olarak geleceğini hesap edememişler demek ki. Çünkü sonuca isterik yaşıyorlar”

“Ama prestij konusunda maalesef size katılamayacağım. Bahsettiğiniz prestij eğer, Arap dünyasından yükselen prestij ise, bu konuda iki kez düşünmekte fayda var diye düşünüyorum. “
« Son Düzenleme: 14 Mayıs 2010, 16:05:57 Gönderen: Arslan Bey » Logged
Arslan Bey'un İmzası...
Yay Gibi Eğri Olup Tutulmaktansa, Ok Gibi Doğru olur Atılırım Ben

Görüp ahkam-ı asrı münharif sıdk u selametten
Çekildik izzet ü ikbal ile bab-ı hükûmetten
.,.,.,.,.,.,
Muini, zalimin dünyada erbab-ı denaettir
Köpektir zevk alan sayyad-ı bi-insafa hizmetten
.,.,.,.,.,.,
Arslan Bey'un İmzası...
Arslan Bey İmza Seçmediniz...
Etiket:
Sayfa:: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


Powered by SMF | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC
SimplePortal 2.2.2 © 2008-2009

| Sitemap
Bu Sayfa 0.879 Saniyede 37 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.346s, 3q)


Dün 19:26:48