Imwar.Com
Kullanıcı Adı: Beni Hatırla?
Şifre:  

Konu Bilgileri
Konu BasligiKonu: Kadın harekatı: Vatikanın pagan kini
Cevap SayisiCevap Sayisi: 4 cevap var
Okunma SayısıOkunma Sayısı 444 defa
Bu Konuyu Görüntüleyenler0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
  Yazdır  
Gönderen Konu: Kadın harekatı: Vatikanın pagan kini  (Okunma Sayısı 444 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
14 Ağustos 2009, 00:22:53
Arslan Bey

Yönetici

Üniversite

*****


Üye No : 1

Nerden : Kâinat

Konu  : 216

Mesaj : 431

Puantaj +30/-0
Üyelik Bilgileri E-Posta
Online
« : 14 Ağustos 2009, 00:22:53 »

Arslan Bey: Diyor Ki...
sevgili arkadaşlar, bu gün bütün dünya genelinde ve özelde belki ülkemizde bir kadın hakları  ve salt kadın konusunda bir sorun varsa, eğer bu gün dünyada kadınlar eziliyorsa, hor görülüyorsa veya yetenekleri ve karakterleri ciddiye alınmıyorsa bunun sebebi, müsebbibi ve sorumlusu, hristiyan kilisesi, dolayısıyla vatikan  ve dolayısıyla papalık makamıdır...

siyon felsefesi, vatikan doktrinine tamamen karşı ve zıttır. sionların namı hesabına çalışan tapınak şövalyeleri isimli örgüt, vatikanın söylediği herşeyin tam tersini söylemekte ve icra etmektedir. dolayısıyla, bu iki karşıt cephe milattan sonraki dönemlerde bir birleriyle müthiş derecede bir savaş içerisindeydiler. vatikan özellikle sionların kutsal olarak saydığı bütün, sembol, amblem, inanç, kültür vb. herşeyi yok etmeye çalışmaktaydı. böylece, bu fikri temelsiz bırakıp yok etmeye çalışıyordu. stratejileri, sionların bütün varlıklarıyla hem kültürel hem fiziksel, bütün varlıklarıyla yok olmasını sağlamak üzerine kurulmuştu.. basit ve vahşi.

sion felsefesinde, kutsal olan, onların inançlarında hz. meryem'in durumundan ötürü(burada bu mevzuya girmeyecğim) kadındır. yani sion inancında aslolan, korunan, esasen saygı duyulan kadın figürüdür. ve daha önceki pagan inanışlarından ötürü, sionların temel felsefesi de kadın kültü üzerine inşa edilmiştir. haliyle vatikanın sionların herşeyine savaş açmış olduğu bir ortamda, onların en değerli manevi inanışlarından biri olan , kadına karşı savaş içerisinde bulunmamaları düşünülemezdi...

dolayısıyla vatikan, bütün toprakları üzerinde ve gücü ölçüsünde bütün düya üzerinde kadın motifini yok etmek için elinden gelen herşeyi yaptı... hatırlayınız engizisyon mahkemelerinde, yüzbinlerce kadın, belkide hiç suçu olmadığı halde, sizin içinize şeytan girmiş denilerek, yakıldı, giyotine sokuldu, katledildi... bu  en basit ve bariz örnektir. ancak sadece bununla da kalınmadı, kadın sosyal, siyasal, ekonomik hayattan tamamen el çektirildi. hatta dinden dışlandı. papazların, evlenmeme hikayeleride işte esasen, vatikanın bu kadın düşmanlığına dayanır. ve özellikle dini olarak kadın hep ikinci hatta üçüncü sınıf insan ve çoğu zaman insan olma erdemine sahip olmayan bir yaratık olarak görüldü.

vatikan, dünyanın geldiği bu nokta da kadına bakılacak olursa, belli ölçüde, amacına ulaşmış gibidir. çünkü batı kendi çürümüş ideolojisini üzerinden attı lakin, bizlerin ve diğer dünya ülkelerinin üzerlerine kustukları zehirleri hala etkin rol oynamaktadır. az mı duyuyoruz.... kadın erkekten aşağıdır, kadın dışarı kesinlikle çıkmamalıdır, kadın şeytandır, kadın öyledir, kadın böyledir laflarını şahsen ben çok şahit oldum...

bu söylenenlerin pek çoğunun islamda yeri olmadığına göre, temeli, vatikanın siyasi çıkarı uğruna yaptığı katliamlarda ve sonrasında kadına karşı beslediği kinden ötürü, uyguladığı ideolojik emperyalizminde aramak pek de mantıksız değildir....
 
  
Logged
Arslan Bey'un İmzası...
Yay Gibi Eğri Olup Tutulmaktansa, Ok Gibi Doğru olur Atılırım Ben

Görüp ahkam-ı asrı münharif sıdk u selametten
Çekildik izzet ü ikbal ile bab-ı hükûmetten
.,.,.,.,.,.,
Muini, zalimin dünyada erbab-ı denaettir
Köpektir zevk alan sayyad-ı bi-insafa hizmetten
.,.,.,.,.,.,
07 Eylül 2009, 20:39:52
Vinsanto

İlkokul

*


Üye No : 27

Yaş : 20

Cinsiyet : Bayan

Nerden : izmir

Konu  : 0

Mesaj : 7

Puantaj +0/-0
Üyelik Bilgileri
Offline
« Yanıtla #1 : 07 Eylül 2009, 20:39:52 »

Vinsanto: Diyor Ki...
Mantıklı olabilir ama yanlış olan şey Türk halkında kadın islamiyet gelmeyene kadar her zaman en önde iken herşey o iken birden islamiyetten sonra geriye çekilmiştir. Neden ? islam açık görüşlü bir din değilmidir ? kadın erkek eşit demiyormu ? neden islam dan sonra kadın geri plana atıldı ?
Logged
Vinsanto'un İmzası...
o alkole yakışıyordu nikotine ve bir yaz gecesine !
Vinsanto'un İmzası...
Vinsanto İmza Seçmediniz...
19 Kasım 2009, 23:33:44
Arslan Bey

Yönetici

Üniversite

*****


Üye No : 1

Nerden : Kâinat

Konu  : 216

Mesaj : 431

Puantaj +30/-0
Üyelik Bilgileri E-Posta
Online
« Yanıtla #2 : 19 Kasım 2009, 23:33:44 »

Arslan Bey: Diyor Ki...


Mantıklı olabilir ama yanlış olan şey Türk halkında kadın islamiyet gelmeyene kadar her zaman en önde iken herşey o iken birden islamiyetten sonra geriye çekilmiştir. Neden ? islam açık görüşlü bir din değilmidir ? kadın erkek eşit demiyormu ? neden islam dan sonra kadın geri plana atıldı ?
   


Değerli fikirleriniz için teşekkür ederim. Geç cevap verdiğim için özür dilerim. Ancak büyük ihtimalle duyurular bölümünde açtığım konuya dikkat etmişsinizdir.

Bir şey mantıklıysa doğrudur. Ama bildiğimiz gibi bazen bazı mantıklı dediğimiz şeyler yanlış çıkabiliyor. Öyleyse burada bir problem var. İsmi yanlış kullanıyoruz. Mantıklı olan şey yanlış olmaz, “mantıklıymış gibi görünen” şey yanlış olabilir. Çünkü bünyesinde yanlış bilgi barındırma ihtimali vardır.

Şimdi yazınızın iki boyutu var, bunu bilerek mi yazdınız bilemem, ancak benim cevaplamam gereken iki taraf var.

1.BÖLÜM

İlki “Mantıklı olabilir ama yanlış olan şey Türk halkında kadın İslamiyet gelmeyene kadar her zaman en önde iken herşey o iken birden İslamiyetten sonra geriye çekilmiştir. Neden ?”

İlk önermeniz bu. Ancak neye dayanarak söylüyorsunuz bunu merak ediyorum. Bir, İslam’dan önce Türk toplumunda kadının en ön planda olduğunu, bir Türkolog edasıyla kendi tarihini ve ecdadını araştırmış ben söyleyemezken, siz neye dayanarak söyleyebiliyorsunuz? İki bu en öndelik durumunun, sizin önermenizi doğru kabul edersek, Türkler ilk İslam ile tanıştığında, bir sorun oluşturması, İslami düşünüş ile bunun çatışmış olması gerekir, bunu neye dayanarak söyleyebiliyorsunuz? Üç, bu çatışma sonucu (burası çok önemli), İslam düşüncesinin zoruyla kadın figürünün hayattan silindiğini neye dayanarak söyleyebiliyorsunuz? Bunlar çok ciddi eleştiriler, mutlaka dayanaklarıyla yazılmış olması gerekiyordu.

Sizin için sıraladığım önermelerinizin sırasıyla giderek, ben fikirlerimi söyleyeyim.

Öncelikle Türk tarihi, her döneminde büyük cesaretlerle, kahramanlıklarla, en umulmadık anlarda ve en umulmadık şartlarda kazanılan zaferlerle, her zaman için doğru, net ve insani karakterle yapılan icraatlarla doludur. Bu büyük ecdadın ve bu büyük tarihin gereksiz rötuşlamalara, abartmalara hiçbir zaman ihtiyacı olmamıştır, olmayacaktır. Şunu söylemek doğru mudur? “Asya yıllarında Türk toplumunda kadın en ön plandadır”. Hayır değildir. Ama ön plandadır. En önde değil. Bunu açıkça söyleyebilirim. Zaten bunun olması mümkün değildir. Çünkü dönemin şartları buna uygun ve müsait değildir. Tarihi bu günden bakıp değerlendirirsek hataya düşeriz. O dönemi yaşamaya, hayal etmeye zorlamak lazım kendimizi eğer doğru analizler yapmak istiyorsak. En önde olabilmesi için, bir kadının münferit olarak değil, kadınların genel olarak, bir erkekten münferit olarak değil, erkeklerden genel olarak, fiziksel açıdan daha kudretli olmaları gerekir. Neden? Çünkü, “GÜÇ” kavramının,  örneğin, büyük, ağır dökme kılıçları tüy gibi kolaylıkla kaldırıp, günlerce, gecelerce, yorulmaksızın, cenk edip, istediğini zor kullanarak ve duygusallığa kapılmadan almakla ifade edildiği bir dönemden bahsediyoruz. Bu dönem içerisinde, “bir kadın” bu dediklerimi yapabiliyordur, bu önemli değil. Ben kendi tarihimde ki, kadın komutanları da biliyorum. Ancak münferiten yapılan yorumlar gerçeği yansıtmaz. Yansıtsaydı, şunu diyebilirdik: “Osmanlı devletinde kadınlar, İngiltere krallarından güçlüdür çünkü Hürrem Sultan kendi döneminde İngiltere kralından dahi güçlüydü”. Münferit olarak doğru ancak durumu değerlendirirken, bir analiz yaparken yanlış. Birde aslında iyi örnek oldu, şu boyut var. Bizim aslında bildiğimiz, bu kadın komutanlar ve adları bu güne kadar gelmiş kadın yöneticiler, hep büyük devlet erkanının, karısı, kızı yahut kardeşi. Peki ya sokaktaki halk?

Farkındayım ki sözlerim kulak tırmalayıcıdır. Çünkü biz kendi tarihimizi, gereksiz abartmayı seven ve aslında işin doğrusu nedir ya da nasıl öğrenilir demeyi sevmeyen bir halkız*. Bizim tarihimizin böyle abartmalara ihtiyacı yoktur. Peki tarihsel ilerilik nasıl anlaşılır. En basit metot şudur, bir değerlendirmek istediğin topluma bakacaksın, bir de, dünyaya bakacaksın. Dünya da kadının adı yokken, Türklerde namus kavramı vardı. Başka söze hacet yok.

Birde şunu size tavsiye edebilirim, Indu SUNDARESAN’ın  “20. Eş” adlı bir romanı var. Bu tarihsel bir romandır. Ancak o dönemde kadınların sosyal statülerini anlamanız açısından güzel bir örnek.

Şimdi ikinci önermeye geçeceğim ancak şunu bir kere anlayalım, sanki Asyalı yıllarda, bu günkü anlamıyla bir kadın refahlığı varmış gibi bir hava estirildiğini biliyorum, bazı kesimlerce. Sebeplerini de biliyorum. Bu yanlıştır. Böyle bir şey yoktur. Ancak kendi dönemdaşları içerisinde, kadınlar, hiçbir yerde Türk toplumunda olduğu kadar saygı görmemişlerdir ve rahat olmamışlardır. İşte bunu demek doğrudur. Ancak bu rahatlığın çok çok izafi olduğunu unutmamak gerekir. Örneğin, komşu devlette kadınlar yakılıyorsa, diğer devlette kadınlara ne yapılırsa yapılsın, kadınlar daha rahattır demektir.

Diğer nokta dediğim gibi, eğer söylediğiniz doğru olsaydı, İslam’da, kadınların toplumdaki yeri sistemi ile Türklerdeki, kadınların toplumdaki yeri sistemi’nin çatışmış olması gerekirdi. Oysaki ben kendi tarih araştırmalarımda böyle bir çatışmaya rastlamadım. İslam sistemi ile Türklerin çatışmış olması vardır ve gerçektir. Çok kan dökülmüştür. Aslında şöyle demek daha doğru Emevi- Abbasi sistemi ile Türklerin çatışması vakidir. Bu çok önemli bir nokta hepte gözden kaçırılır.

Çok kilit bir soruyla başlayayım, biliyorsunuz Hz. Muhammed’den sonra 4 tane halife vardır. Bu döneme 4 halife dönemi denmiştir. Peki sizce son halife Hz. Ali’den sonra neden bu dönem kapanmıştır? Yani neden 4. halife’den sonra 5. halifeyi de kapsayacak şekilde, 5 halife dönemi, ya da 6 halife dönemi denmemiştir. Halbuki halifeler de bitmemiştir. Sebep nedir? Basit, çünkü Hz. Ali’den sonra iş “saltanata” dönüşmüştür. Dolayısıyla, İslam’ın ilk ve en yetkin pratisyeninin izinde bir kayma olmuştur. Burası çok önemli, çünkü özellikle Emeviler İslam’da olmayan çok şeyi, İslami saymışlardır. Örneğin, İslam’ın doğrudan ve açıkça yasakladığı ırkçılığı (Hucurat, 13) icra etmiş, Arap ırkının üstün ırk olduğunu iddia etmiş ve bunu uygulamışlardır. Çok daha uç icraatlarından, çok daha uç örnekler verebilirim ama konunun yeri burası değil. Her neyse buradan bir şey çıkıyor. Demek ki, bu dönem tarihi araştırması da ikiye ayrılıyor. Yani bizler bu dönemim İslami icraatlarını değerlendirirken, Emevi-Abbasi iktidarının, icraatlarıyla, bu icraatların İslam’a uygunluğunu ayrı ayrı değerlendirmeliyiz. Bunu yapmazsak yanlış yaparız. Verdiğim örnekten devam edeyim, eğer bu ikileme gitmezsek, İslam dinini, ırkçılığı açıkça yasaklamasına rağmen, ırkçılık yapmakla itham etmek gerekirdi ki zaten yorumun yanlışlığı ortadadır.

Bu açıklamalar ışığında konumuza dönersek, İslamiyet’in Türk toplumunda yaygınlaşma evresinde yaşanan çatışmaları ikiye ayırmak isabetli olacaktır. Birinci kısım, İslam dini ile Türk yaşayışı arasındaki uyuşmazlık ve çatışmalar ki, bunu tartışmaya bile lüzum yoktur, galip İslam dinidir. Ancak bu uyuşmazlıkların sayıca çok sınırlı olduğunu çok da büyük şeyler olmadığını biliyorum. Hatta kayda değer, adını anmaya değer bir uyuşmazlığın var olduğunu söylemek bile zordur. İkinci kısım uyuşmazlık, Emevi- Abbasi iktidarı ile Türkler arasında yaşananlardır ki, asıl mevzuda buradadır zaten. Yani olay dini değil, siyasi boyut ve içeriklidir. Örneğin nedir, gene aynı örneğin farklı versiyonundan devam edeyim, konu bütünlüğü sarsılmasın. Emevilerin, uyguladığı ırkçı politikalar neticesinde, İslam’da açıkça yeri olmamasına rağmen (Bakara, 256), Türk beylerini ve toplumunu asimilasyona kalkmaları. Ya da mesela sünnet meselesi. Gene bu iktidarca, siyasi olarak kullanılıp, sorun olmuş meselelerden biri. Görülüyor ki, meselelere bu açıdan bakarsak, yorumlarımızda isabet ederiz. Tabi ciddi olarak araştırmak lazım. Kulaktan dolma bilgilerle bu konularda konuşmak bazı sıkıntılı durumları da ortaya çıkartır.

Bu son iki paragrafı özellikle biraz uzattım. İnce bir meseleye geçiş yapacağız çünkü. Kadın meselesine…

Üçüncü olarak, söylediğiniz doğru olsaydı, ki doğru olmadığını şimdiye kadar açıkladım, İslam fikrinin zoruyla kadın figürünün hayattan silinmiş olması gerekirdi. Bunun olup olmadığını İslamiyet öncesi Türk toplumu içinde kadının madden ve manen varlığı ile İslam’ın ön gördüğü kadının toplum içinde ki madden ve manen varlığını karşılaştırarak anlayabiliriz. Eğer İslam’ın ön gördüğü sistem, Türk toplumunda var olan sistemle ters ise, anlayacağız ki, değişimin kaynağında İslam var. Bakın ciddi bir şey söylüyorum. Köklü bir şey. Bir değişimin varlığından bahsediyorum. Nedir bu değişim, “KADININ TOPLUM HAYATINDAN SİLİNMESİ”. Demek ki bu dönem içerisinde kadın toplum hayatından gerçekten silinmiş, zaten ilk yazımda da bunu anlatıyordum. Ama burada bir şeyi değerlendireceğiz, sizin söylediğiniz gibi, gerçekten bu değişimin, silinmenin arkasında İslam mı var, yoksa başka bir şey mi var?

Değerlendirmeye başlamadan önce, bir şeyi tekrar hatırlatmak istiyorum. Anlattığım şeyler ve yaptığım analizler, bundan 2000 ile 500 yıl öncesine ait. Dolayısıyla, yazıyı okuyan bayan arkadaşlarım, sakın kadınlar hakkında söylediğim veya söyleyeceğim şeylerin benim fikirlerim olduğunu düşünmesinler. Ben örneğin, 1500 yıl önce, Asya’daki Türk toplumunda aile kavramından bahsediyorum. Aslında bu da iyi bir başlangıç olur. Oradan başlayalım. Asyalı yıllarda, Türk toplumunda aile yaşantısı ve kadının aile içerindeki rolü nedir? Kadın’ın başlıca ve en asli görevi, neslin devamını sağlamakla yükümlü olmasıdır. Bu açıdan bakarsak çok çocuklu aile yapısı, bir erkeğin bazen 8- 10 çocuğu olması ve çocuğu olmayan kadınların toplumda yadırganması gerçekleri, bana gösteriyor ki bu yorumumda isabetliyim. Özellikle şu çok mühim, çocuğu olmayan kadınlar, çok kötü muamelelere maruz bırakılmışlar. Tabi tersi münferit örnekler var. İkinci olarak kadın öncelikle ve özellikle evden ve çocuklarından sorumludur. Yani kadın kocasına şunu diyemez, “Ben çalışmaya gidiyorum, sen evle ilgilen ya da çocuklarla ilgilen” çünkü onun asıl görevi öncelikle evidir. Bunun dışında kalan vakit için başka şeyler belki mümkün olabilir ki bir şartla. Nedir o, kocanın müsadesi. Yani çok zaman evi dışında kadının tek başına karar vermesi mümkün değildir. Bunun anlamı aslında hukuksal olarak bakarsak kadının kocasından bağımsız bir kişiliği olmadığıdır. Kızlar içinde, babalarına karşı bu durumları geçerlidir. Gerçektende baktığımız da, çok çok eski Türklerde olmamakla birlikte, yani bu günkü manada Türk adının dahi olmadığı devirler harici, kadın ile erkeğin evlenmeden önce görüşme imkanları da sınırlıdır. Erkek, evlenmek istediği kadını, babasından ister ve “kalın” dediğimiz ödemeyi yapar. Ve evlenme işleminden sonra kadının ailesiyle bağı kesilir. Ne olur, kocasının kütüğüne yazılır. Aslında bu anlattığımız durumlar kadının sosyal statüsünü de belirliyor, dış dünya açısından. Yani örneğin kadının iş hayatında yer almasını. Bu da gene neye bağlı oluyor, kocaya ya da babaya. Çok uzatmak istemiyorum ama birkaç örnek daha vermekte fayda var. Örneğin gene namus kavramı veya bekaret kavramı en eski Türklerde dahi mevcuttur. “kapaklığ” kavramı bekareti bozulmamış olan kadın için kullanılırdı ki, çok önemliydi. Bunun dışında çok evlilik meselesi gene önemlidir. Mesela “kuma” kavramı çok eski bir Türk sözüdür. Bunun anlamı, çok eşlilik eski Türklerde var olan ve uygulanan bir iştir. Bu meseleyle ilgili olarak bir de tabi ne vardır “Levirat” dediğimiz uygulama, yani eşi ölen kadının, kayınla evlenmesi meselesi ya da babaları ölen erkek çocukların, kuma anneleriyle evlenmeleri uygulamaları vardır. Çok daha fazla uzatabilirim ancak kafi diye düşünüyorum. Yani aslında söylediğim 9- 10 başlık kadın varlığının toplumdaki işleyişini bize anlatmaya yeter. Eski Türklerde ki uygulama budur. Tabi bu uygulamalar bu gün bize kabul edilmez gelse de, dönemine göre çok ileriydi. Türkleri anlattım ama dünyayı anlatmadım.

Bir açıklama daha yapmam gerekiyor. İslami aile yapısını bu gün açısından değil, bahsettiğimiz o dönem yani Türklerin İslamiyet’le tanıştıkları o dönem açısından anlatıyorum. Dolayısıyla söyleyeceğim bazı şeyler bu dönem için olmayabilir ama o zaman geçerliydi. İki sebebi var, birincisi, eğer genel itibarıyla “kadın sorununun” sebebini arıyorsak, aynı dönem içinde birbirini etkilemiş kutupları yorumlamak zorundayız. “Aynı dönemde bunlar karşılaştıklarında durum neydi?” sorusunun cevabını arıyoruz. İkinci olarak dinler statik sanılır ama bu yanlıştır. Bunu yazının ikinci bölümünde açıklayacağım.

Şimdi Türklerde var olan bu kadın motifiyle aynı başlıklarda İslam’ın ön gördüğü kadın motifini karşılaştıracağız. Uyan ve uymayan noktaları değerlendirip bir sonuca varacağız.
Yukarıdaki paragrafı, cümle cümle takip ederek gideceğim. Öncelikle nedir, aile kavramından bahsedelim. Kadın’ın asli görevlerinden birisi İslam aile yapısı içerisinde de neslin devamını sağlamaktır. Ama bu tek ve en asli görevdir diyemeyiz. Zira çocuğu olmayan kadına kötü muamele ya da hoş bakmama İslami olmadığı gibi, başka açılardan aykırılıkları bile söylenebilir. Dolayısıyla neslin devamı kadının hem bir görevi hem bir yeteneği haline getiriliyor. “Cennet annelerin ayakları altındadır” sözünü hatırlayalım ki bu bir hadistir.  Dolayısıyla bu özellik saygıdeğer bir konuma kavuşturuluyor. Ancak olan ve olmayan her şey, Yaratıcının nasibi ile mümkün olduğundan, çocuk sahibi olamayan kadın kötü karşılanamıyor. Bunun dışında, ev, İslami aile yaşantısında kadının kesin ve tartışılmaz görevi ve adeta imparatorluğudur. Eski Türk aile yapısından hiçbir farkı yoktur. Hatta kadının eli biraz daha güçlenmiştir diyebiliriz. Neden, mesela, koca hiçbir şekilde karısını evi terk etmeye zorlayamıyor. Dolayısıyla, İslami yaşantıya göre de, kadının eşine, “ben çalışmaya gidiyorum sen evle ilgilen ya da çocuklara bak” deme gibi bir lüksü yoktur. Ancak bundan arta kalan zamanda başka şeyler mümkün olabilir ki tek şartla, kocasının müsadesi. Hatırlayacağınız üzere Hz. Peygamberin hanımı, ticaretle uğraşıyordu. Kervanı, ticarethaneleri vardı. Bir Müslüman için Hz. Muhammed’in yaptığı ya da onayladığı hiçbir şey yanlış olamaz. Eğer ki O ticaretle uğraşan bir hanımla evlenebiliyor ya da buna müsaade edebiliyorsa, anlaşılıyor ki kadın ticaretle de uğraşabilir, sosyal hayatın içinde de yer alabilir. Kimse de İslam adına bunun tersini söyleyemez. Şartı nedir? Kocasının rızası. Görüldüğü gibi olayın yukarıda anlattığım eski Türk sisteminden hiçbir farkı yok belki biraz daha kuvvetlendirilmiş. Nasıl, bunu doğrudan Hz. Peygamber tatbik etmiş ve dokunulmazlık kandırmış. Bunun dışında burada söylemem gereken bir şey var. Yukarıda söylemeyi unuttum. Eski Türklerde dul kadının evlenmesi pek mümkün değildi aslında ancak dediğim gibi, O’nun ilk eşi Hz. Hatice validemiz, dul ve iki çocukluydu. Böylece dul kalmış hanımlarında evlenme ve yuva kurma hakları net olarak verilmiştir ki, bu bir farklılıktır. İyi yönde tabiî ki. İslami yaşamda da, eski Türklerde olduğu gibi, kadın ve erkeğin evlenmeden çok gezip dolaşması hoş karşılanmamış, uzun süre ve “yalnız” kalmaları ise onaylanmamıştır. Kadının evlenme meselesinde ise Türklerde olduğu kadar net konuşmak doğru değil. Çünkü mezhepler arasında bu yönde bir tartışma var. Daha doğrusu üç mezhep, eğer babası kızı vermiyor ve çiftler birbirleriyle gerçekten evlenmek istiyorlarsa, evlenmelerinde mani yoktur derken, bir mezhep, babanın rızasını almayı şart koşuyor. Benim kanaatimse, kötü niyet var ise, rıza almamak yönünde olduğudur. Dolayısıyla burada eski Türklerden farklı olarak kadına bir nevi ayrı bir kişilik, karar verme hakkı tanınmış oluyor. Bunun dışında, eski Türklerde “kalın” kurumunun karşılığı İslam içerisinde “mehir” uygulamasıyla manasını bulur ancak fark şudur, “kalın” kızın babasına, kız için ödenen bedel iken, “mehir” doğrudan kadının kendisine, boşanma yahut başka bir musibet halinde, güvence olması için verilirdi. Yani aslında, kadın açısından iki türlü daha iyi, bir alınıp satılıyormuş gibi olma durumu kalkıyor, iki bir güvence elde ediyor. Bu durum eski Türklerden bu şekilde farklıdır. O dönem İslami aile yapısında da kadının evlendikten sonra, kendi ailesiyle bağı kesiliyor, kocasının ailesinden oluyor, kocasının kütüğüne kaydediliyor. Ancak şöyle ufak bir fark var, İslam’a göre koca, karısını, annesini ve babasını görmekten alıkoyamaz. Böyle bir hakkı yoktur. Kadın eğer istiyorsa, koca onun (şu an sayısını tam hatırlayamıyorum, kusura bakmayın) sanıyorum ayda ya da senede bir mutlaka ailesiyle görüşmesine müsaade etmek zorundadır. Gene bekaret kavramı, İslam’da çok önemlidir, eski Türklerde olduğu gibi. Bunun dışında çok evlilik meselesi, İslam’da da yer alıyor. Ancak eski Türk uygulamasından iki farklı noktası var, bir bunun bir sınırı var bir kere. Nedir o 4. İki şartları var. Bunlara girmeyeceğim çok uzar. Zaten haddinden fazlada uzadı. Ve çok önerilen bir şey değildir. Çok eşli koca, her iki eşe her konuda eşit davranma yükümlülüğü altındadır. Eşlerden birine yapacağı en ufak ayrıcalıktan sorunlu olmayı göze alacaktır. Bu pek mümkün olmadığından aslında, İslam’da bu çok önerilen bir şey değildir. Esas olan tek evliliktir. Bunun dışında, evlenme meselesine İslam bazı sınırlamalar getirmiştir mesela üveyde olsa anneyle evlenemezsin ya da “levirat” meselesi doğrudan yasak değil belki ama gene de en azından üzerinde düşünmek gerekir gibi.

Dolayısıyla her başlığı madde madde ele aldık, İslam öncesi Türklerde olan ile İslam’ın ön gördüklerini karşılaştırdık. Görüldüğü gibi, çok köklü farklar yoktur. Bunun dışında İslam eski Türklerde olanı biraz daha geliştirmiş, düzeltmiştir. Zaten buradan şu sonucu da çıkarmak mümkündür, İslam’ın bu hükümleri indirdiği zaman, dünyada batıda kadınlar yakılıyor, orta doğuda kız çocukları gömülüyor, doğuda kızlar satılıyordu. Bu ortamda İslam’ın hükümleri son derece modern ve radikaldir aslında. Ve Türklerdeki adetlerin bu hükümlere yakınlığı, Türk toplumunda bir sapkınlığın olmadığının ve dönemdaşlarına göre üstünlüğünün göstergesidir. Dolayısıyla, uzunca yazdığım için beni mazur görün yalnız söylediğiniz şeyi tam anlamıyla size açıklamaya kalksam, bu yazıdan bir on tane daha yazmam gerekir, görüyoruz ki, eski Türk toplumunun uyguladığı kadın sistemi, İslam’ın öngördüğü kadın sistemine neredeyse çok benzerdir. İslam bu sistemi geriletmemiş bilakis ilerletmiştir. Öyleyse sizin önermeleriniz bu açıdan tamamen yanlıştır.

Demek ki, Türklerin Anadoluya ya da bu coğrafyaya gelmeleriyle birlikte, bir kadın sorununun ortaya çıkmasının arkasında İslam yoktur. Zaten bu bir an bile düşünülemez. Ancak tabi akademisyen olarak, her şartı değerlendirmek zorunda olduğumuz için, değerlendirdik, olmadığını bir de biz tastik ettik. Öyleyse bu sorun nedir? Bu Türklerden kaynaklanmıyor, İslam’dan kaynaklanmıyor, öyleyse nedir?

Aslında bunun cevabı benim ilk yazımın içerisinde mevcut. Şu soruları hiç sordunuz mu mesela? Türkler Anadoluya ne zaman geldiler, Emevi-Abbasi uygulamasıyla ne zaman karşılaştılar, İslam’la ne zaman karşılaştılar, Batıyla ne zaman karşılaştılar? Ve Türkler bu coğrafyaya geldiğinde, bu coğrafya ne haldeydi? Bu sorular çok önemlidir. Çünkü bu sorulara verdiğimiz cevaplardan anlarız ki, İslam da, Türkler de, Batının bütün sapkınlığını kustuğu bir coğrafyaya gelmiş ve bu pisliklere karşı savaşıyor. İlk yazımı iyi okursanız, göreceksiniz ki orada ben bir tarih aralığından bahsetmişim. Nedir? Milattan sonraki dönemler… Yani 2. Yüzyıl civarları aslında net olarak. Dolayısıyla, bu tarih aralığıyla Türklerin orta doğuya gelmesi arasında 600 yıl, İslam’ın, indirilmesi arasında, 350 yıl var. Dolayısıyla. Bütün bu zamanlarda yoğrulan, gelişen, pişen sapkınlık ve sapıklık, avrupanın içindeki çürümüşlük avrupadan başlamak üzere, yavaş yavaş yayıldı. Tabi o dönem itibarıyla internet ya da televizyon olmadığından, kültürler ve yaşananlar genel de kendi içine kapalı olduğundan, Türkler bu çürümüşlükle ancak Anadolu içlerine ilerledikçe karşılaşabildiler. İşte yön saptırma meselesi burada giriyor işin içine. “Neden kadın figürünün, hayattan silinmesi, İslam’la tanışma anında oluyor?” gibi kasıtlı yönelttirilen bir soruyla, yön saptırılıyor. Aslında bu olay böyle gelişmiyor, Türkler Anadoluya geldiğinde, İslam hali hazırda, batının bu sapkınlığıyla ve önce Arap yarımadasındaki tesirlerinden başlamak üzere 250 yıldır savaşıyordu. Türklerin esasen İslam’ı kabul etmeleri, onları ve dolayısıyla bizi belli ölçüde bu sapkınlığa karşı dirençli hale getirmekten başka bir şey yapmamıştır. Tabi zaman içerisinde, yüzyıllar boyunca, uygulanan faaliyetler ve yukarıda özellikle dikkatinizi çektiğim, doğru yoldan kaymalar, kadının figür olarak hayattan silinmesi, eve hapsedilmesi ve bunlarında İslam adına yapılması sonucunu doğurmuştur. İşte biz neden Laikliği savunuyoruz, ya da Gazi neden, bu sistemi en sonunda getirmiştir. İşte bir daha kimse din adına, dinde olmayanları kullanıp, Emevi sistemini, İslam diye yutturup beyin yıkayamasın diye.  Örneğin, haçlı seferlerinden misal verelim. Cennetin Krallığı adlı filmi seyrediniz. Bu filmden ibret alınız. Batının Hristiyanlık adına yaptığı vahşetin, Yahudilerin sapkın fikirlerinin ve ezoterik düşüncenin bu topraklardaki insanların zihinlerini nasıl allak bullak ettiğini, gerçeğin içine, virüsün hücreye girercesine girip, nasıl beyinleri parçaladığını görünüz. İlk yazımın son paragrafında da bunu dile getirdim. Bu anlatılanların ve İslam adına yapılanların hiçbirinin İslam’da yeri yok, ancak bu faaliyetlerin fikir babaları ve uygulayıcıları ortada ve topraklarımızda yapılan faaliyetlerin bunlara yakınlığı bariz iken, sorunun kaynağını tespit etmekte zorlanmamak lazım.

Ben tabi ilk yazımda bir sebepten bahsettim. Olayın bir boyutundan. Yoksa sosyolojik olayların tek bir sebebinin olması mümkün değildir. Ancak biz bu site de ne yapıyoruz? Şahsım adına komplo teorisi yazacak cüreti kendimde görmesem de, aklımızı kullanarak, öbeklerin kasıtlı yön çarpıtma oyunlarını atlatarak, gerçek neden ve sonuç bağlantısını kurmaya çalışıyoruz. Şundan emin olunuz ki değerli dostum, Türkiye üzerine planları olan herkesin, en başta İslam üzerine planları vardır. Ve bu en başlı planın, birinci maddesi, İslam’ın yanlışlığına ve vahşiliğine insanları inandırmak ve bu yönde düşünüş oluşturmaktır. Ayrıca yapabilirlerse bunu bir kamuflaj olarak dahi kullanmaktır.

Bütün bu anlattıklarımdan sonra bu bölümün son cümlesi olarak şunu söyleyebilirim, dünyada ne kadar gizli öbek biliyorsanız, bunların en büyük korkularından biri, insanların İslam’ın gerçek yüzünü tanımalarıdır.
 
*Halk bir milletin belli bir dönemde yaşayan temsilcileridir. Yukarıda söylediğimizi bütün Türk milleti için söylemek yanlış olur, ama halkımız için söyleyebiliriz maalesef.

2. BÖLÜM

İkinci olarak, “islam açık görüşlü bir din değilmidir ? kadın erkek eşit demiyormu ?”

Öncelikle şunu söyleyebilirim. Suçlarcasına ve sanki delil göstererek, İslam hakkında konuşmak hoş değildir. Ben böyle bir hava sezdim. Söyleme ihtiyacı hissettim. Eğer yanlış sezmişsem kusuruma bakmayın.

İslam’ın kapalı görüşlü olduğunu iddia eden kim? Önce bu soruyu sormakta fayda var. Ve gene aynı şekilde, bunu nasıl söyleyebiliyor, delili nedir?

Şu hususu ayırmak gerekiyor. İnsanların İslam dediği ve İslam adına yaptığı şeylerle, gerçek İslam’ı ve İslam’ın yapın dediği şeyleri birbirinden ayırmak gerek. Kimsenin ne imanını ne dinini eleştirmek bize düşmez, bunu da yapamayız zaten ancak eğer kaynağa göre değil de, şahıslara göre yorum yapacaksak, ben size 100.000 tane farklı İslam çıkartırım. Bunların her biri de kendisinin doğru olduğunu iddia eder ama hiçbirisi doğru olmaz. Bunlara bakarak, bunların yaptıklarına bakarak, analiz yapanların da, yorumları doğru olmaz. Yapamazlar mı? Yaparlar tabi. Kimse, kimseye neyi, nasıl düşüneceğini söyleyemez. Ama doğru olmaz. Önemli nokta bu.

Ben burada kimseye, İslam’ın kapalı görüşlü olmadığını, anlatmam. Olmayan bir şey anlatılmaz çünkü. Ne zaman ki, tersini iddia eden, burada neden böyle düşündüğünü, bu yola nasıl vardığını izah eder, ben de kalkar, öne sürülen fikirlerin yanlışlığını izah ederim.

Ama hiçbir şey söylemeden de geçmek istemiyorum. Ben şu an İtalyadayım. Dün akşam bir İspanyol arkadaşla muhabbet ettik yaklaşık 3 saat kadar. Daha doğrusu o sordu ben anlattım. Din, Türkiye, sosyal mevzular vs. Aynı soru orada da geçti. Ben şöyle bir cevap verdim, aynı cevabı burada da vereyim. Bulunduğum şehirdeki havalimanının adını sordum, ona. “Galileo Galilei”, diye cevap verdi. “Peki, Galileo Galilei’ye ne olmuştur?” diye sordum. Anladı sustu. Ben devam ettim, kapalı görüşlü bir dinin nasıl olupta binlerce, bilimin ilerleyişini değiştiren buluşlar yapan bilim adamı yetiştirdiğini (tabi bunların isimlerini bırakınız varlıklarından haberdar olmamanız doğaldır), bunların matematik, hukuk, felsefe kitaplarının nasıl olupta, örneğin Oxford’da 300 yıl okutulduğunu, bunun, onun söylediğine göre mümkün olmaması gerektiğini izah ettim. Şunu gözden kaçırmak ne büyük talihsizlik, bu siteye üye olan herkes, anında benden bir hoş geldin mesajı alıyor. O mesajda bir bölüm var. Bir söz var. Bu söz çok ama çok değerli bir insan tarafından söylenmiştir. Bu sözü söyleyen mübarek, bir dinin yer yüzünde ki en rütbeli temsilcisidir. Bu sözü söyleyen Hz. Muhammed. Bu din İslam. Bu söz “ALİMİN UYKUSU CAHİLİN İBADETİNDEN EVLADIR”. Daha fazla bir cevaba gerek yoktur. İlim öğrenmek, klasik manasıyla bilinen ibadetten dahi üstündür. İlim öğrenen, cahil olmaz, kandırılmaz, kanmaz, düşünmeden inanmaz. İlim öğrenen modern olur, çağdaş olur, geri kalmaz. Bu dinin emri budur. Tabi insan ilim öğrenmeyi, çağdaş ve medeni olmayı ve bunun için çalışmayı zor görerek, bunu reddedebilir. İnsanların tercihlerine biz karışamayız. Ama her tercih bir sorumluluktur, bunu hatırlatmadan da geçemeyiz.

Kadın erkek eşit değil midir? Ben de şöyle bir soru yönelteyim. Otobüste neden bayanlara yer veririz, yahut mahallenizden her hangi bir hanım arkadaşınızı elinden ağır bir yükle gördüğünüzde, neden yardım etme ihtiyacı duyarsınız, ya da mesela çok basit soru, kadınlar neden askere gitmezler? Sorulara tabi farklı şekilde cevap verenler olacaktır. İşi biraz daha felsefi düşünmekte her zaman fayda var, “nezaket için” gibi basit cevapları kabul etmeyin. Çünkü ben etmeyeceğim. O nezaketin temelinde asıl yatan şey nedir, diye sorarım örneğin.

Bu konu maalesef, hem gençler arasında yeterince doğru anlaşılmaz hem de tartışmalar esnasında, yanlış deliller olarak öne sürülür. Bu meseleyi 2 yönden ele almak durumundayız. Bir maddi açıdan, iki manevi açıdan.

Manevi açıdan, kadın, erkek, homoseksüel, çift cinsiyetli, zenci, beyaz, uzun, kısa, kel, şişman hiç fark etmez. Yaratılmış ve yaptığı işlerin bilicinde olan herkes, manen eşittir, eşit haklara ve sorumluluklara sahiptir. Hiç kimsenin bir diğerinden farkı yoktur.

Birde işin maddi kısmı vardır. Madden, kadın ve erkeği eşit tutmak, kadın haklarına yapılan bir saldırı olduğu gibi, bütün toplumsal nezaket ve örf kurallarını da alt üst edecektir. Çünkü maddi olarak kadın ve erkek eşit değildir. Bu eşitsizlik en bariz olarak fiziksel olarak mevcuttur. Duygusal olarak mevcuttur. Yaşanan olaylara direnme açısından mevcuttur. Erkekler neden hamile kalamıyor, ya da kadınlar neden hamile bırakamıyor, diye bir soru sormak ne derece saçmaysa, madden erkek ve kadını eşit tutmak o derece saçmadır. Bu fikirler, 3. sınıf mahalle kahfesi tartışmacıları için, suistimale çok müsaittir. Ancak ben bunları akıl ve mantık ile ve bilimsel araştırmalara dayanarak söylüyorum. Bunda ne bir gocunulacak taraf, ne bir övünülecek taraf vardır. Bu farklılık ne kadına dezavantaj ne erkeğe avantaj sağlamamalıdır. Ha bir erkek, fiziksel üstünlüğünü kullanarak, bir hanımı rahatsız ediyorsa, bu ne erkeklerin suçudur, ne her hangi bir inancın suçudur, ne de başka bir şeyin. Bu suç, bunu icra edene aittir.

İşin doğası gereği, erkek kadından daha kaba, kadın erkekten daha narin ve naziktir. Münferiten bunun tersi örnekler mevcut olabilir. Bu önemli değildir. İşin doğası budur. Örneğin, kadınlara askere gidin demek çok saçmadır. Bu yükü ve ağırlığı, her şeyden önce, askerliğin duygusal dünyalarını yok edecek sertliğini çekmeye onları mecbur bırakmak saçmadır. Ama gerektiğinde gidilmez mi? Gidilir. Gidilmiştir de. Kurtuluş harbinin her dönemini hatırlayın. Ama bu olağanüstü durumdur, analizler, olağanüstü durumlara göre değil, normal zamanlara göre yapılır. Bunun tersi olarak, örneğin, yeni doğmuş bir bebeği, hiç kimse annesinden daha iyi tanıyıp sevemez. Bu bebeğe bakma görevini erkeğe yüklemek, saçmadır. Gerektiğinde yapılmaz mı? Yapılır. Ama genel itibarıyla konuşmak durumundayız. Belli bir yaşa kadar bir çocuğa annesinden daha iyi bakan kaç tane erkek tanıyorsunuz? En başta bir kere, kadın bu çocuğa bakmak için dizayn edilmiştir, bu çocuk için vücudu süt üretir. Evet, İslam’da kadın ve erkek eşittir. Manen ne birinin ötekine, üstünlüğü ne de avantajı vardır. Hatta erkeğin durumu biraz daha zordur. Ama askerlik örneğin, erkeklerin mecburiyetidir veya çocukların yetiştirilmesi kadınların görevidir. Bu görevler ihtiyaç halinde birbiri içine girebilir. Örneğin, eşi çalışan bir bey, hanımı işteyken, çocuğun bakımına yardım edebilir ya da bir hanım ihtiyaç halinde evin geçimine katkıda bulunmak için, çalışarak beyine yardımda bulunabilir. Eğer eşitsizlikten kasıt, bunlarsa, bunların cevabı bende yok. Ben böyle yaratıldım, işin doğası budur. Zamanı gelince, sizi yaratana neden sizi böyle yarattığını sorarsınız. Benim ne böyle bir fikrim ne de böyle bir cüretim yok.

Bütün yazılanları artık özetleyip konuyu toparlamakta fayda var diye düşünüyorum. Gördüğünüz gibi sizin toplamda üç cümle ile yazdığınız yazının, çok kısa olarak cevabı 9 word sayfasıdır. Çünkü yaptığınız eleştiriler ve sorduğunuz sorular, ne olursa olsun, 3 cümleyle yazılıp söylenebilecek şeyler değildir. Sanıyorum cevap verebildim. Ya da öyle düşünüyorum. Bu meseleyi çok dinileştirdiniz. Aslında pek dini değildi. Mevzu genel olarak siyasi çıkarlar uğruna, dinlerin nasıl alet olarak kullanılabildikleri ve eski çağın, ilkel örgütlerinin karanlık hesaplar çerçevesinde, dünyanın gidişatını nasıl kötü yönde etkileyebildikleriyle alakalıydı aslında. Ama sorduğunuz için cevap vermek durumundaydım. Size bir tavsiye de bulunacağım. Bunu sakın yanlış anlamayın. Kuran’ı bir kez okuyunuz lütfen çünkü yazdıklarınızdan okumadığınızı anlıyorum.


Sevgi ve sagılarımla…

 
Logged
Arslan Bey'un İmzası...
Yay Gibi Eğri Olup Tutulmaktansa, Ok Gibi Doğru olur Atılırım Ben

Görüp ahkam-ı asrı münharif sıdk u selametten
Çekildik izzet ü ikbal ile bab-ı hükûmetten
.,.,.,.,.,.,
Muini, zalimin dünyada erbab-ı denaettir
Köpektir zevk alan sayyad-ı bi-insafa hizmetten
.,.,.,.,.,.,
Arslan Bey'un İmzası...
Arslan Bey İmza Seçmediniz...
30 Nisan 2010, 16:01:13
Vinsanto

İlkokul

*


Üye No : 27

Yaş : 20

Cinsiyet : Bayan

Nerden : izmir

Konu  : 0

Mesaj : 7

Puantaj +0/-0
Üyelik Bilgileri
Offline
« Yanıtla #3 : 30 Nisan 2010, 16:01:13 »

Vinsanto: Diyor Ki...
ilk önce cevap verme zahmetinde bulunduğunuz için teşekkür ederim ... belki okudum belki okumadım onu siz yazdığım 3 cümle ile anlayamazsınız diye düşünüyorum fakat ben orada bilmediğim bir şey ile ilgili bilgi almak için sordum ama siz baya sert karşılamışsınız. evet daha farklı da sorabilirdim ama aklımda olan ve nasıl olur diye düşündüğüm bazı şeylerin cevabını da almak istedim belki. kısa yazmak zorundaydım o soruyu - şu anda da öyle aslında - ama istediğim tüm cevapları almış bulunuyorum teşekkürler.
Logged
Vinsanto'un İmzası...
o alkole yakışıyordu nikotine ve bir yaz gecesine !
Vinsanto'un İmzası...
Vinsanto İmza Seçmediniz...
09 Mayıs 2010, 01:05:58
Arslan Bey

Yönetici

Üniversite

*****


Üye No : 1

Nerden : Kâinat

Konu  : 216

Mesaj : 431

Puantaj +30/-0
Üyelik Bilgileri E-Posta
Online
« Yanıtla #4 : 09 Mayıs 2010, 01:05:58 »

Arslan Bey: Diyor Ki...

ilk önce cevap verme zahmetinde bulunduğunuz için teşekkür ederim ... belki okudum belki okumadım onu siz yazdığım 3 cümle ile anlayamazsınız diye düşünüyorum fakat ben orada bilmediğim bir şey ile ilgili bilgi almak için sordum ama siz baya sert karşılamışsınız. evet daha farklı da sorabilirdim ama aklımda olan ve nasıl olur diye düşündüğüm bazı şeylerin cevabını da almak istedim belki. kısa yazmak zorundaydım o soruyu - şu anda da öyle aslında - ama istediğim tüm cevapları almış bulunuyorum teşekkürler.

Değerli dostum, güzel sözlerin için teşekkür ederim. Söyleşmenin, halleşmenin nazarımızda zahmeti olmaz. Sorularını cevaplayabildiğim için ayrıca bahtiyar oldum.

Kişi şüphesiz fikir beyan ederken, üslubu bir kenara koyarsak, soruş biçiminden, az çok kendisini o noktaya getiren kaynakları ele verir. Ben kaynak tavsiyesinde bulunurken, sadece anlattıklarımı ayrıca bulabileceğiniz yerleri işaret ettim. Bunun dışında bir cehalet suçlaması söz konusu dahi değildir. Hele benden böyle şeyleri asla beklemeyin. Ancak bildiğiniz üzere istişarenin de tatlı bir sertliği olabiliyor. Bu minvalde değerlendiriniz.

Kısa yazman konusunda ise, ben seni hala hatalı görüyorum. Bu mesajın için değil ancak ilk mesajın için öyle. Kaldı ki, yazdığım cevaptan da açıkladığım gibi dostum, bahsettiğimiz şey 1400 yılda yüz binlerce cilt kitabı doldurmuş ve hala tamama erdirilememiş bir şey. Ve maalesef  kelime tercihlerini ve üslubunu da hala hatalı buluyorum ilk mesajın için. Senin de fark etmiş olacağın gibi, şüphesiz senin özdeki niyetini bilemeyeceğime göre yazdıkların üzerinden bir karar almak zorunda idim ki, orada öğrenmek arzusundan kaynaklı bir soru değil, daha çok bir tenkit havası var. Yazımdaki üslubun sertliği biraz da buradan müphem, bu üsluba bir tepki. Böyle değerlendirmelisin.

Her halükarda, değerli bir paylaşım oldu, çok kişinin istifade edebileceği nitelikler taşıyor.

Saygılarımla.
Logged
Arslan Bey'un İmzası...
Yay Gibi Eğri Olup Tutulmaktansa, Ok Gibi Doğru olur Atılırım Ben

Görüp ahkam-ı asrı münharif sıdk u selametten
Çekildik izzet ü ikbal ile bab-ı hükûmetten
.,.,.,.,.,.,
Muini, zalimin dünyada erbab-ı denaettir
Köpektir zevk alan sayyad-ı bi-insafa hizmetten
.,.,.,.,.,.,
Arslan Bey'un İmzası...
Arslan Bey İmza Seçmediniz...
Etiket:
Sayfa:: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
Google Etiketleri: siyasi gidilir vatikana tarihi

 
Gitmek istediğiniz yer:  


Powered by SMF | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC
SimplePortal 2.2.2 © 2008-2009

| Sitemap
Bu Sayfa 0.503 Saniyede 37 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.153s, 3q)


Dün 21:27:10